Zihnimizde her zaman yer eden bir “sonra” kelimesi mevcuttur. Yazmamız gereken rapor, başlamamız gereken tez, yanıtlanması gereken mesaj, çalışmamız gereken sınav… Bu işleri yapmamız gerektiğini bilsek de, yapılmadıkça zihnimizdeki yük artar. Tam başlayacakken telefon elimizde belirir, kahve daha öncelikli görünür, masadaki ufak bir dağınıklık aniden büyük bir önem kazanır. Ardından kendimize sıkça duyduğumuz o sözü veririz: “Yarın kesinlikle başlayacağım.” Yarın gelir ve bazen tek değişiklik takvimdeki tarih olur.
Erteleme karşısında insanların kendilerine koyduğu ilk yargı genellikle ahlaki bir değerlendirmedir: “Tembelim, iradesizim, disiplinsizim.”
Ancak psikoloji, davranışın nedenine hükmetmeden önce onun ne işe yaradığını sormaktadır. Çünkü ertelemek her zaman işten kaçmak anlamına gelmez; bazen söz konusu işin yarattığı duygulardan kaçma isteğiyle ilgilidir. Sıkıcı bir görev can sıkıntısını, zor bir görev yetersizlik hissini, belirsiz bir görev kaygıyı; bizim için son derece önemli olan bir görev ise hata yapma ve başarısız olma korkusunu doğurabilir. Bu nedenle insan bazen işi değil, işin içinde kendisiyle yüzleşmekten kaçınır. Ertelemek rahatsız edici görevi ortadan kaldırmaz; yalnızca onun yarattığı duyguyu geçici olarak bastırır. Bugünkü benliğimiz birkaç dakikalık rahatlama ararken bunun bedelini yarının benliğine ödetir. Bu sebeple erteleme sadece zaman yönetimi meselesi değil, aynı zamanda duygu düzenleme sorunudur. İşi ertelediğimiz an baskı azalırken; zaman daraldıkça kaygı artar ve kaygı arttıkça başlamak daha da zorlaşır. Ertelemenin ironisi şudur: Bugün huzurlu olmak adına yaptığımız şey yarının huzursuzluğunu artırabilir.
Alfred Adler’in bireysel psikolojisi bu noktada yeni bir perspektif sunar.
Adler’e göre davranışı anlayabilmek için yalnızca “Ne yapıyor?” sorusuna değil, “Bu davranış hangi amaca hizmet ediyor?” sorusuna da odaklanmak gerekir. Bu nedenle tembellik olarak etiketlediğimiz davranış bazen koruyucu bir rol oynayabilir. Sürekli sınava çalışmayı erteleyen bir öğrenciyi düşünelim. Eğer tüm gücüyle çalıştığında yine de başarısız olursa, “Elimden geleni yaptım ama sonuç olmadı” düşüncesi ile yüzleşecektir. Hiç çalışmadığında ise kendisine farklı bir savunma oluşturabilir: “Zaten hiç çalışmadım.” Böylece başarısızlık kişinin kapasitesine değil hazırlıksızlığa atfedilebilir. Bazen erteleme yetersizlik hissiyle yüzleşmemek için benliğin önüne çekilmiş ince bir perde haline gelir.
Bu aşamada mükemmeliyetçilik de devreye girer.
Mükemmeliyetçi bireyin problemi her zaman az istemek değildir; bazen çok fazla istemekten kaynaklanır. “İyi”nin yeterli olmadığı durumlarda başlamak riskli hale gelir. Zira başlamak sonuç üretmeyi; sonuç üretmek ise değerlendirilmeyi kabul etmektir. “Ya yeterince iyi olmazsa?”, “Ya düşündüğüm kadar başarılı olamazsam?”, “Ya diğerleri benden daha iyi yaparsa?” gibi sorular çoğaldıkça insan harekete geçmek yerine donup kalabilir. Kimi insanlar başarısızlıktan ziyade kendi sınırlarının açığa çıkmasından korkarlar. Henüz tamamlanmamış işler hâlâ kusursuz kalma ihtimalini taşırken; tamamlanmış işler artık gerçektir ve gerçek olan şey kusurlu olabilir.
Bu nedenle erteleme yalnızca takvimle olan sorunlu ilişkimizle ilgili değildir; aynı zamanda benlik değerimizle kurduğumuz ilişkinin de yansımasıdır.
“Ben tembelim” dediğimizde bu davranışı kimlik haline getirmiş oluruz. Oysaki “Bu işi neden erteliyorum?” sorusu davranışla benlik arasına düşünmek için kısa bir mesafe koyar. Belki görev can sıkıcıdır, belki nereden başlayacağımızı bilmiyoruzdur veya hata yapmaktan korkuyoruzdur. Belki de işin kendisinden çok onun bizim hakkımızda ne düşündüğü bizi korkutuyordur.
Modern insanın erteleme ile ilişkisi, zamanın kendisinden ziyade gelecekteki benliği ile yaptığı pazarlığın bir sonucudur. Şu anki ben rahatsızlıktan kaçarken gelecekteki bene daha sınırlı bir zaman dilimi, daha yüksek kaygılar ve biraz da suçluluk bırakmaktadır. Bazen daha etkili olan soru şudur: “Neden bunu yapmıyorum?” yerine “Bunu yapmaya başladığımda ne hissetmekten kaçıyorum?” Çünkü insan bazen yapılacak işten değil; başarısız olmaktan, yetersiz görünmekten veya kendi sınırlarıyla yüzleşmekten kaçar.
Kusurlu olma ihtimaline rağmen hayatın içine yeniden adım atmaya razı olmak….
Bu makalede ifade edilen fikir ve yaklaşımlar tamamen yazarların özgün düşünceleridir ve Onedio’nun editoryal politikasını temsil etmeyebilir. ©Onedio
The post Neden Yapmamız Gereken Şeyi Son Dakikaya Bırakıyoruz? Ertelemenin Asıl Sebebi Tembellik Olmayabilir first appeared on .